Seyitgazi’nin Hafıza Odası: O Kulübe'nin İskeleti Kaldı, Anısı Taze!
Seyitgazi’nin o kendine has, vakur havasında, belediyenin önünden gelip geçerken gözü ister istemez o boş demir kabine takılıyor insanın.
İçinde ne ahizesi kalmış, ne o sarı jetonları yutan haznesi, ne de kart yuvası... Sadece paslanmaya yüz tutmuş, içi boş bir iskelet. Ama tuhaftır; ne zaman önünden geçsen, kulaklarında hâlâ o tanıdık ses çınlar: “Tık... dırrrr.” Jetonun hazneye düşüş sesi.
Şimdiki kuşaklar için cep telefonunun camına dokunup saniyeler içinde görüntülü konuşmak sıradan bir eylem. Ama bizim zamanımızda iletişim, sabrın ve emeğin en güzel imtihanıydı.
Sıradaki Umutlar ve Zamanla Yarış
O telefon kulübelerinin önü, adeta küçük birer sosyalleşme ve memleket kürsüsüydü.
Asker Yolu Gözleyenler Cebinde biriktirdiği üç beş jetonla, anasını, babasını, yavuklusunu arayan o yağız delikanlılar...Sırf sevgilisinin sesini birkaç saniye daha fazla duyabilmek için jetonları peş peşe dizen liseli aşıklar...Hele bayram sabahları! Büyüklerin eli öpülmüş, sıra gurbetteki amcaya, dayıya gelmiştir. Her jeton düşüşünde yürekler ağza gelir, "Aman hat kesilmesin, aman jeton bitmesin" diye dualar edilirdi.
Gitgide Eksilen Hatlar
Şimdi o cihazlar yok. Teknolojinin hoyrat eli, o dilsiz dostları hayatımızdan söküp aldı. Seyitgazi Belediyesinin önünde sadece bir iskelet olarak duran o kabin, aslında geçmişimizin, gençliğimizin ve o eski, samimi dostlukların bir anıtı gibi.
Yüzeyine dokunsan, kim bilir kaç bin insanın parmak izini, kaç farklı hayatın heyecanını hissedeceksin. Dili yok ki konuşsun, cihazı yok ki arasın... Ama ilçenin yerlileri için, o boş iskelete her bakışta mazi hâlâ capcanlı, hâlâ sıcacık.
Hey gidi günler hey... Jetonlarımız bitti, hatlar kesildi belki ama o günlerin hatırası hiçbir şebekenin çekmeyeceği kadar güçlü bir şekilde yüreğimizde duruyor.
