"Aşkar’ın Heybesinden : Eğriye Eğri, Doğruya Doğru!"

Efendim, geçenlerde yolumuz İstanbul’un o meşhur, boğaza nâzır Aşiyan Mezarlığı’na düşüverdi. Dedik ya, bizim mesaimiz sadece dirilerle değil, bu topraklara iz bırakmış üstadların ruhaniyetiyle de iki lafın belini kırmaktır. Üstadları ziyaret edip, fatihamızı heybemize koymuşken; orada ruhumuzu okşayan, kelamıyla gönlümüzü yıkayan yeni dostlar edindik.
E tabi, Aşkar’ın gittiği yerde heybesi boş durur mu? Çıkardık heybemizden Seyitgazi’mizin burcu burcu tarih kokan havasını, anlattık. Yeni gözbebeğimiz Seyitgazi Haberci’den bahsettik. Sağ olsunlar, bir üstadımın kibar ricası, akademisyen dostlarımızın da ilmi desteğiyle bir yola girdik. Hani derler ya, niyet hayır, akıbet hayır…
Şimdi buradan o güzel insanlara, bu garip Aşkar’a güvenen her kesime ayrı bir parantez açmak boynumuzun borcudur. İster "Sağ olsunlar", ister "Sol olsunlar"; bizim meşrebimizde insanı insan olduğu için, fikri de samimi olduğu için baş tacı etmek vardır.
Lakin herkes şunu çok iyi bilsin: AŞKAR kul hakkı yemez, yiğidin hakkını da teslim etmekten geri durmaz! Bizim ne bel altı vuruşlarla işimiz olur, ne de heyecan yapıp dil altı tansiyon haplarına sarılanlarla! Birilerinin eline verip üflettiği borazanlığı yapmayı kendimize ar sayarız; ama yeri geldiğinde de o borazanı adaletsizliğin kulağında öyle bir öttürmesini biliriz ki, maazallah sağır sultan bile uykusundan uyanır!
Geçenlerde bir dosttan gelen mesaj, şu yorgun gönlüme adeta bir vaha serinliği verdi. Demiş ki:
"Aşkar, sen nerelerdeydin yahu? Doğru, yalansız ve objektif değerlendirmelerine bayıldım. Lütfen bu çizginden zerre ödün verme..."
Endişe etme güzel insan, kalbini ferah tut! Aşkar’ın bu eğrilmez, bükülmez kelamı elbet birilerini rahatsız edebilir, hatta uykularını kaçırıp hasta da edebilir. Ama şifası da yine bu garip Aşkar’ın heybesindedir; reçeteyi de biz yazarız! Biz yol gösteririz, yoldaş oluruz, yaren oluruz, sırdaş oluruz, icap ederse gardaş oluruz. Yapıcıyızdır; iyilere can feda, onlara bal oluruz!
Ama kötüler, kibirliler, ilçenin sırtından geçinenler için de kelamımız kılıçtan keskindir bilesiniz! Ne ola ki, kelamımızı esirgeyip de ortalıkta laf cambazlığı yapanlara meydanı boş mu bırakalım? Bizim derdimiz dostlarla el ele verip şu güzel ilçemizin kalkınmasına, bir tuğla daha koyulmasına vesile olmak.
Öyle her hıyarım var diyene tuz olanlar gibi, ya da milletin ağzını limon yemiş gibi ekşitmek değildir gayemiz. Biz acıyı bile tatlı söyleyenlerdeniz. Gerçeği, canı yansa da memleketin hayrına olsun diye lisan-ı münasiple ortaya koyanlardanız.
Bu böyle biline, böyle not edile!
Gelelim şimdi asıl ana gündemimize... Ne de olsa biz zaman zaman mezarlıklarda geçmişin bilgeliğiyle, zaman zaman kütüphane köşelerinde ilmin neşesiyle, zaman zaman da sizler gibi dost meclislerinde iki lafın belini kırarak demleniyoruz.
Bakın hele etrafınıza; Yağışlar, yağmur duaları, köy şenlikleri, piknikler derken Maşallah memlekette bir berekettir gidiyor! Derneklerimiz ve köy muhtarlıklarımız el ele vermiş, karınca kararınca öyle güzel, öyle neşeli etkinliklere imza atıyorlar ki, sormayın. Unutulmaya yüz tutan gelenek ve göreneklerimiz yeniden hayat buluyor, meydanlar şenleniyor.
Tabi bu işler uzaktan davul çalmaya benzemez, hiç kolay değildir! Köy dernekçiliğini ben de iyi bilirim; iğneyle kuyu kazmaktır, kahrı çoktur. Bu yüzden, belediyelerimiz dahil olmak üzere bu çorbada tuzu olan, emek ve katkı sunan herkese şahsen teşekkür ediyorum. Kazasız, belasız, neşe içinde biten her etkinlik kocaman bir alkışı, teşekkürü hak ediyor.
Teşekkür faslını açmışken, Köy derneklerimizle birlikte ilçemizin nüfus bakımından en büyük iki dev derneği olan Kırkalılar ve Seyitgazililer Derneği’nin etkinlikleri de benim o meşhur, keskin radarıma takıldı, sıkı takibimdeydi. Yiğide hakkını teslim edelim; ikisi de birbirinden güzel organizasyonlarla hemşehrilerimizin gönlüne neşe ve mutluluk kattılar. Emeklerine sağlık, güzel işler çıkartmışlar.
Lakin, dedik ya bizde eğriye eğri, doğruya doğru! Bu dernekçi dostlarımız; Göcenoluklular, Seyitgazililer vs. dernekler etkinlik sonrasında gelen misafirlere ve protokole hitaben birer teşekkür mesajı yayınlamışlar. Herkese teşekkür etmişler etmesine de; bizim Şehrül-Emin yine dört ayak üstüne düşmüş! Teşekkür listesindeki diğer katılımcılara sadece isimleriyle hitap edilirken, bir tek bizim Şehrül-Emin’in başına "Sayın" unvanı yakıştırılmış...
Niye ki yahu? Sadece gelenlerden o mu "Sayın"? Şimdi kibirlenmek gibi olmasın ama, bu garip Aşkar’ın naçizane edebiyatı da, protokol bilgisi de fena sayılmaz. Bu işlerin usulü, adabı şudur efendim: Bir teşekkür listesi yayınlıyorsanız, ya misafirlerin hepsinin başına o "Sayın" kelimesini koyarsınız ya da hiçbirine koymazsınız! Ayrımcılık gibi duran bu terazi, adaleti bozar. Açık konuşayım; eğer ben o listede adı geçen diğer misafirlerden biri olsaydım, bu üsluba fena alınır, gücenirdim. Benden dostane, ufak bir öneri, Bu basit ama göz tırmalayan mevcut yazım şekli hem dil bilgisi/protokol nezaketi açısından tutarsızdır hem de siyasi olarak (farkında olmadan bile olsa) bir isme ayrıcalık tanınmış gibi bir görüntü ortaya çıkarır. Ben derim ki, böylesine güzel bir etkinliklerin sonu da herkesin gönlünde güzel bitsin, arkasından farklı dedikodulara mahal verilmesin. Bu güzel etkinliklerde teşekkür mesajı da organizasyonlar kadar önemli ve değerlidir. Dediğim gibi ellerine emeklerine sağlık, bizden dostane bir tavsiye sadece...
Hazır söz açılmışken malumunuz, bizim Şehrül-Emin öz be öz Kırkalıdır. Eskiden kendisi de eski bir dernekçiymiş.Elbette bu işlerin kitabını da yazmıştır! Şimdi bilir ki seçmenin gönlüne giden yol piknikten, cenazeden, düğünden geçer. Oralarda boy göstereceksin ki, haneye bonuslar, puanlar tıkır tıkır yüklensin!
Bu arada yeni öğrendim! üstelik bizim Şehrül-Emin'in bilinmeyen ya da unutulan bir de futbolcu kişiliği varmış ha! Eskiden Kırkaspor’da yeşil sahalarda ter dökmüş, amatör bir futbolcuymuş ! Tabi o zamanlar Kırka henüz belediyelik, takımın adı da "Kırka Belediyespor"imiş... Sonradan isim mi değişti, yoksa Kırkaspor adıyla yeni bir kulüp mü kuruldu orasını tam kestiremiyorum ama bildiğim bir şey var: İncelediğim kadar bugün Kırkaspor gerçekten güzel işlere imza atıyor, görüyoruz ve takdir ediyoruz. Amatör liglerde gemiyi yürütmek zordur yahu; hele bir de yöneticiysen, vay senin haline! Neyse, konuyu dağıtmayalım, bu dertleri sonra uzun uzun konuşuruz.
Gelelim kuru ya da sulu fasulyenin faydalarına... Kırkalıların pikniği varmış ya; bizim Şehrül-Emin hem Kırkalı, hem eski dernekçi, hem de o kulübün eski bir amatör futbolcusuymuş dedik ya! Yahu be birader, o kadar sporun, o kadar o mazinin içindesin; insan kendi büyüdüğü, formasını terlettiği toprakların takımı olan Kırkaspor’un standını piknikte bir kez olsun ziyaret etmez mi? Oldu mu şimdi bu, yakışık aldı mı?
Bak, Kırkaspor standını ziyaret eden siyasi, ticari kim varsa, çocukların emeğine saygı duyup ziyaret etmişler. Kırkaspor'da standa uğrayan herkesin adını tek tek yazarak sosyal medyasından kocaman bir teşekkür mesajı yayınlamış... Listeye bakıyorum, arıyorum, tarıyorum...Düşünüyorum, taşınıyorum, tatlı tatlı kaşınıyorum Yok! Bizim Şehrül-Emin’in listede esamesi okunmuyor. Hava biraz yağmurlu olunca acaba gözlerim mi yanıldı dedim, bir kez daha gözlüklerimin camını itinayla sildim, bir daha baktım... Nafile, yine yok! Gitmemişsin işte, bak koskoca bir teşekkürü elinin tersiyle kaçırmışsın!
Şimdi sormazlar mı adama; boyayı mı beğenmedin, yoksa boyacıyı mı? Nayır, nolamaz! Yoksa bizim Şehrül-Emin yine o meşhur "Küskünler İmparatorluğu"na yeni bir neferler mi katma çabasında? Yapma Şehrül-Emin, etme! Kendi toprağına, kendi takımına sırt dönmek sana yakışmaz.
Vallahî billahî bu işin içinde bir iş var ya, dur bakalım, yakında kokusu iyice çıkar! Kokusu çıkar da biz de aslı astarı neymiş buraya zamanı gelince şerh düşeriz elbet. Hem kendi kendime de bir özeleştiri yapayım; şu canım Kırkalı dostlarımı, hemşehrilerimi son zamanlarda epey ihmal ettim. Buradan sözüm söz olsun: İlk fırsatta, yapılacak ilk davete bizzat bu garip Aşkar icap edecek, dostlarla kucaklaşacaktır!
Sıkıntı yoksa sıkıntı yoktur! Sıkıntısız günler dilerim...
YORUMLAR
Sevgili dostum Aşkar. Bizim şehrül emin o zamanlarda çok meşgul idi. Halasının kızını özel kalem müdürü yapma/yapmamak arasında gidip geliyordu. Dalginliga gelmiştir kesin. Ama tesbitlerin kadar doğruluğu kesin olan şeyler var. Mesela küskünler imparatorluğuna yeni üyeler eklenmekte ve bu hızlıca devam etmekte. ÜCSARAY'daki yağmur duasinda şehrül-emini SARA krizi tutmuş.Araya Kara kediler girmiş.Yakında küsmedigi belediye personeli, muhtar ve halktan kimse kalmayacak. Hepsine küstüm diyecek. Ama şehrül-emin bu . Meclis Toplantılarinda dediği gibi - ben sizin dediğinizi yapmam istedigimi , istediğim zaman yaparım diyiverir. Dikkat etmek lazım her kanaldan kendini garantiye almaya çalışıyor . Bazen KİLİC bazen ÖZEL,bazen YALAZ,bazen ERŞEN,bazen ÜNLÜCE'si .her kanattan Uçar.Saman altından bakar geç karar verir. Memleketimizde kontrolsüz rüzgarlar esiyor AŞKARİM.